|
Yönetim Guru'su Peter F. Drucker, "Enformasyon Kapitalizm"inden bahsetmektedir. Bu ünlü Guru, bu deyimi kullanarak günümüzün piyasa ekonomisini tarif ederken ne kadar da haklı!
Sınırları kaldırmaya yönelik anlaşmalar, bir yandan dağılan büyük imparatorluklar öte yandan yeni ekonomik ve siyasi bloklaşmalarla dünya ekonomisi sürekli bir devinim halindedir. Bugün dünya ekonomisi, bir piyasa ekonomisi olarak gelişirken piyasanın kurumlarını korumakta fakat içeriği büyük değişikliklere maruz kalmaktadır. Sanayiler artık "malların" üretimi ve dağıtımı yerine giderek "bilgi ve enformasyonun" üretimi ve dağıtımı ile ilgilenmeye başlamıştır.
Telekomünikasyon sanayileri; bilgisayar, semikondüktör, yazılım gibi enformasyon işleme sanayileri; sinema filmleri, televizyon programları, video kasetleri, CD gibi enformasyon üretip dağıtan sanayiler büyümektedir. Bir diğer örnek ise, eğitim ve sağlık bakım hizmetleridir. Bu tip kuruluşlar ticari amaca yönelik olmasa bile bilgi üretip uygulamaktadırlar.
Bilgi ekonomisinin gelişmesinden en büyük pay alan sektörlerden biri de kuşkusuz "finans" sektörü olmuştur. Bugün finans alanında parayı yönlendiren ve yönetenler, teknolojinin nimetlerinden sonsuz faydalanma olanaklarını bulmuşlardır. Her gün kağıt üzerinde daha doğrusu ekranların üzerinde el değiştiren para miktarı dünya ölçeğinde trilyon dolarlarla ölçülmektedir. Perakende işlem yapan bankalar bile, kurdukları ve bağlandıkları network'ler aracılığıyla çağın nimetlerinden faydalanmaktadır. Denilebilir ki, bankaların artık para kazandıkları husus enformasyon ağları vasıtasıyla verdikleri hizmetin bedeli haline gelmektedir.
Bilgi ekonomisindeki gelişmeler, Dünya üzerinde "güç"ün gerek kavram olarak gerekse paylaşım olarak değişimini hızlandırmaktadır. Kuvvet-servet-bilgi üçgeninde tarifini bulan "güç", bilgi'de gerçekleşen üstün aşama neticesinde yeni bir oluşum kazanmaktadır.
Gücün yeni paylaşımından sadece ülkeler değil büyük kuruluşlar da payını almaktadır. Yirmi-yirmi beş yıl önce IBM'in karşısındaki çok zayıf rekabeti hatırlayın. O günlerde ABD'deki bilgisayarların sayısının dünyanın geri kalan bilgisayarlarına eşit olduğu hesaplanıyordu. Günümüzde bilgisayarın gücü dünyanın her yanına hızla yayılmaktadır. Artık IBM çok sıkı bir rekabetle mücadele durumundadır. Japonya'dan NEC, Hitachi ve Fujitsu, Fransa'dan Group Bell, İngiltere'den ICL gibi kuruluşlar bu sıkı rekabetin yeni ve büyük unsurları durumundadır.
Sanayideki gelişmeler, teknolojik ilerleme gerçekte "birey"in gücüne güç katmaktadır. Ülkelerin ve uluslararası büyük şirketlerin giriştikleri "güç" arttırma savaşının gizli galibi "birey" olmaktadır. En azından bu yolda büyük mesafe kaydetmiştir. Bireyin gücü karşısında kollektivite giderek erimektedir.
Buradaki "kollektivite" kavramı üretim araçları bakımından belirli bir ekonomik doktrini ifade etmektedir. Yoksa dünyadaki ekonomik düzen "globelleşme" yolunda hızla ilerlemektedir. Ancak, globelleşme olgusu yanısıra bireyselleşme aynı hızla gelişmektedir. Bireyselleşmenin ivmesi, teknolojik gelişmesinin içinde saklıdır. Hem globelleşme hem bireyselleşme birarada nasıl gelişiyor: bunu bir örnekle daha iyi anlayabiliriz. Teknolojik gelişme sonucu paranın ekranlar üzerinde nasıl baş döndürücü bir hızla el değiştirdiğini, ülke sınırlarının yok olduğunu, adeta paranın milliyetinin kalmadığını biliyoruz. Bu gerçek anlamda bir globelleşmedir. Peki paraya bu inanılmaz hızı kazandıran bilgisayarı kim kullanmaktadır? Bireyin ta kendisi! Ama artık bu eski bildiğimiz birey değildir. Çünkü hızlı karar verebilen, hızlı analiz yapabilen ve gücü parmaklarının ucunda klavyenin üstünde hisseden birey artık diğer bireylerden farklılaşmıştır. Herkese aynı biçimde davranılmasını öngören felsefe bu aşamada artık çökmektedir.
Bireyin eline geçen bu adeta sınırsız gücün, her zaman amaca doğru biçimde hizmet edebildiğini söylemek de mümkün değildir. Yukarıdaki örnekte para piyasalarına baktığımız için oradan devam edelim. Birkaç ay önce çok köklü bir İngiliz bankası olan Barings'in başına gelen kötü örnek bu konuda ibret vericidir. Bilindiği gibi bu bankanın Uzakdoğu fonlarını yöneten genç "dealer"lardan biri elindeki gücü denetimsiz bir biçimde yanlış kullanmaya kalkmıştı. Bunun sonucunda Barings bir milyar sterlingden fazla zarara uğradı, iflas bayrağını çekti, sonra da el değiştirdi. Bankacılık gibi çok muhafazakar bilinen bir sektörde hem de bu işin piri olan İngilizlerin başına gelene bakın.
Herşeye rağmen bireyin gücü artmaya devam etmektedir. Bunu sağlayan günümüz teknolojisi, telekomünikasyon ve bilgisayarlar vasıtasıyla adeta bireyi arkasından itmektedir.
Kollektivite çökerken, bu perdenin arkasına saklanarak yıllarca rahat ve sorumluluktan uzak yaşamaya alışmış olanların işi bir hayli zor olacaktır. Teknolojik gelişmeyi arkasına alarak farklılaşmayı öne çıkaran bireyler ise çağın yeni yıldızları olmaya adaydır.
Unutulmaması gereken ise, gücün artmasının sorumluluğu da arttırdığıdır.
Cahit Alıravcı
26 haziran 1995, Virüs Haftalık Bilişim Gazetesi
|